0554 328 97 13
·
avukat@olcaykoparanturk.av.tr
·
Pzt - Cmts 09:00 - 17:00
Danışma

Okul Şiddeti Ve Suça Sürüklenen Çocuklar: 12. Yargı Paketi Kapsamında Ceza Sorumluluğu

Av. Olcay Koparan Türk | Eskişehir

Son birkaç gündür sabah bültenlerini izlemek, bir hukukçu olmanın ötesinde bir insan olarak hepimizin ruhunda derin yaralar açıyor. Maalesef ki okul koridorlarında, kalem tutması gereken ellerin tetiğe uzandığı, oyun oynanması gereken bahçelerin olay yerine dönüştüğü bir trajediyle karşı karşıyayız. Öğretmenlerin hedef alındığı, akran zorbalığının cinayetle neticelendiği bu tablo; bize sadece “kamu düzeni, güvenlik” sorununu değil, “çocuk adalet sistemimizin” neresinde hata yaptığımızı da sorgulatıyor.

Eskişehir’de Çocuk Ceza Mahkemelerinde yıllardır görev yapan bir ceza avukatı olarak gözlemlediğim maalesef ki çocuklarımızın önemli bir kısmı sahipsiz. Korunamayan ve yönlendirilemeyen çocuklar sayı olarak oldukça fazla. Bunu hem evladı olan bir vatandaş hem suça sürüklenen çocuk dosyalarında yıllarca çalışan bir hukukçu nazarında üzülerek söylüyorum ki geleceğimiz de sahipsiz…

sürüklenen-çocuklar-hukuk-değerlendirme

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK KAVRAMI VE CEZA SORUMLULUĞU

Biz hukukçular, literatürde suça karışmış çocuklara “suçlu çocuk” demiyoruz; “Suça Sürüklenen Çocuk” (SSÇ) diyoruz. Bu terminolojik tercih, aslında Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinde kristalleşen bir felsefenin sonucudur. Kanun koyucu, kanunda öngörülen yaş gruplarına göre çocukların ceza sorumluluklarını düzenlemiştir.
Mevcut düzenlemeye göre:

  • 12 yaş altı → ceza sorumluluğu yoktur.
  • 12–15 yaş → algılama ve yönlendirme yeteneğine bağlı olarak değerlendirilir.
  • 15–18 yaş → indirimli ceza sorumluluğu vardır.

Hukuk sistemimiz bu ayrım dahilinde dikkat edilmelidir ki 12–15 yaş grubundaki bir çocuğun, eyleminin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini (farik ve mümeyyizlik) sorgulamaktadır. Bu noktada: alınan Adli Tıp raporları, sosyal inceleme raporları (SİR) belirleyici rol oynamaktadır.

Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin E. 2024/5404 K. 2025/2959 sayılı Eskişehir’de yaşanmış bir olayı konu alan henüz mürekkebi kurumamış 16.04.2025 tarihli kararı, bu hassas dengenin de yeniden altını çizmektedir. Yargıtay bu kararında, tasarlayarak öldürme gibi en ağır suçlarda dahi çocuğun “irade oluşumunu” yetişkinlerden ayrı tutmakta; ancak suçun sübutu halinde ceza sorumluluğunun kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Burada karşımıza çıkan en büyük hukuki paradoks şudur:

  • Bir çocuk, bir cinayeti günlerce “tasarlayacak” kadar zihni olgunluğa sahipse, hala “çocukluk” zırhının arkasına sığınabilir mi? İşte bu kararla bu zırhın delindiği kabul edilmiştir. Ve maalesef ki işbu dosya kapsamında suça sürüklenen çocuğu suça azmettirenin de kendi annesi olduğu dikkat çekmektedir.
  • Bu karar, suça sürüklenen çocukların ağır suç işlediği hallerde TCK 31/2 maddesi uyarınca ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceği, ‘tasarlama’ unsurunun çocuklarda nasıl değerlendirileceği ve haksız tahrik/takdiri indirim gibi hükümlerin Yargıtay tarafından hangi kıstaslara göre denetlendiğini gösteren güncel ve güçlü bir emsaldir. Ağır suçlarda ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkmaz.

12. YARGI PAKETİ: CEZA ARTIŞI MI, SİSTEM REFORMU MU?

Gündemdeki 12. Yargı Paketi, tam da bu toplumsal öfkeye ve güvenlik ihtiyacına yanıt verme iddiasıyla geliyor. Bir Ceza Avukatı olarak taslağa baktığımda, özellikle SSÇ’ler için öngörülen ceza üst sınırlarının (örneğin ağırlaştırılmış müebbet gerektiren hallerde 24 yıldan 27 yıla çıkarılması) artırılması, yaptırımların sertleştirilmesi dikkat çekiyor.

Öne çıkan düzenlemeler:

  • Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren durumlarda ceza üst sınırının artırılması,
  • İnfaz sürelerinde fiili artış,
  • Denetim mekanizmalarının genişletilmesi gibi hususlardan ibarettir.

Ancak burada kritik nokta şudur ki ceza artırımı maalesef tek başına suç oranını düşüren bir araç değildir. Uygulamada görülen asıl problem önleyici sistemlerimiz zayıf, rehabilitasyon mekanizmalarımız yetersiz. Toplumsal açıdan güvenlik ancak suçu cezalandırmaktan ziyade suç oluşumunun önlenmesiyle sağlanacaktır diye düşünüyorum.

Bu nedenle sadece cezayı artırmak, sorunu yapısal olarak çözmeye yetmeyecektir.

Ebeveyn Sorumluluğu: Yeni Dönemin En Tartışmalı Alanı

Bu paketin en devrimci ve belki de en tartışmalı kısmı, “Ebeveyn Sorumluluğu” başlığıdır. Çocuğun elindeki silaha, ruhundaki öfkeye göz yuman, ihmal eden ebeveynin cezai sorumluluğu artık bir seçenek değil, bir zorunluluk haline getirilmek isteniyor. Bu, mülkiyet ve velayet ilişkisinin bir “sorumluluk” hukuku olduğunu hatırlatan sert ama gerekli bir adımdır.

Bu yaklaşımın hukuki temeli:

  • Gözetim yükümlülüğü,
  • Kusur ilkesi ve
  • İlliyet bağıdır.

Ancak burada da ciddi tartışmalar vardır:

  • Ebeveynin cezai sorumluluğu hangi sınırda başlar?
  • Çocuğun bireysel iradesi ile aile sorumluluğu nasıl ayrılır?
  • Bu düzenleme Anayasa’daki “cezaların şahsiliği” ilkesine aykırılık doğurur mu?

Tüm bunların cevabı söz konusu yargı paketinin yürürlüğe alınıp uygulanmaya başlanması ile netleşecektir. Yıllardır Ceza Avukatı olarak edindiğim tecrübe ile diyebilirim ki bu alan, önümüzdeki dönemlerde yoğun bir yargı denetimine konu olacaktır diye düşünmekteyim.

sürüklenen-çocuklar-hukuk-değerlendirme

HAKSIZ TAHRİK VE OKUL ŞİDDETİ: SINIR NEREDE?

Okul içi şiddet vakalarında en sık sığınılan savunma mekanizması “akran zorbalığına karşı tepki” yani hukuki adıyla haksız tahriktir.

Ancak Yargıtay’ın 1. Ceza Dairesi E. 2022/9249 K. 2023/581, bu konuda oldukça net bir sınır çizmektedir:

  • Kavgayı başlatan, ilk haksız hareketi yapan tarafın, sonradan gelen hakaret veya mesajlara dayanarak indirim alması mümkün değildir. Bu içtihat, okullarda “kendi adaletini arama” anlayışına vurulmuş yargısal bir kettir.
  • Bu şu anlama gelir: Akran zorbalığı, her durumda otomatik olarak ceza indirimi sağlamaz. Özellikle planlı şiddet eylemlerinde bu savunma çoğunlukla reddedilmektedir.

SOSYAL İNCELEME RAPORU (SİR)

Çocukların karıştığı şiddet olaylarında; suçun niteliğinin (çocuğu öldürme vs.), çocukların yaş gruplarına göre cezai ehliyetlerinin tespiti için uzman raporu ve sosyal inceleme raporu alınması usuli bir zorunluluktur.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2017/1485 K. 2018/1853 sayılı kararında; sosyal inceleme raporu alınmadan çocuk hakkında sağlıklı bir hüküm kurulamayacağını vurgulamıştır. Yerel mahkemenin kararını, eksik inceleme, delillerin değerlendirilmesinde hata ve yanlış hukuki nitelendirme gerekçeleriyle bozan Yargıtay, bu raporların sadece alınmış olmasının yeterli olmadığını; raporların nitelikli bir şekilde hazırlanması ve mahkemelerce de ciddiyetle dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

Hukuk, sadece cezalandırmak için değil, toplumu onarmak için vardır. Bu da ancak erken müdahale sistemi geliştirilerek mümkün olacaktır.

Biz avukatlar, kürsüde bu çocukların haklarını savunurken aslında toplumun geleceğini savunuyoruz. 12. Yargı Paketi’nin getireceği sertleştirilmiş yaptırımları, çocukların ruhuna dokunan “erken müdahale sistemleri” ile taçlandırmadığımız sürece, üzülerek söylüyorum ki adliyelerimiz daha çok “suça sürüklenen çocuk” ağırlamaya devam edecektir.

Mevcut SistemErken Müdahale Sistemi
Okul → risk tespiti yapamıyor
Aile → yeterli denetim sağlayamıyor
Sistem → olay sonrası devreye giriyor
Okullarda psikolojik risk taraması
Zorunlu rehberlik raporları
Aileye yönelik hukuki bilinçlendirme
Erken müdahale mekanizmaları

Bir çocuğun silaha yönelmesi, yalnızca bireysel bir suç değil; sistemsel bir başarısızlıktır.

Hukukun görevi yalnızca cezalandırmak değil, toplumu korumaktır. Bu koruma ise adliyede değil, okulda ve aile içinde başlamalıdır.

Yargı Paketi’nin getirdiği yaptırımlar, ancak erken müdahale sistemleri ile desteklendiğinde anlamlı olacaktır. Aksi halde, çocuk adalet sistemi reaktif kalmaya devam edecek ve “suça sürüklenen çocuk” sayısı artacaktır.


Ceza hukuku, özellikle çocukların taraf olduğu dosyalarda son derece hassas ve teknik bir süreçtir. Eskişehir’de, çocuk ceza hukuku, okul şiddeti vakaları ve suça sürüklenen çocuklara ilişkin süreçlerde; Adli Tıp raporlarının değerlendirilmesi, sosyal inceleme raporlarının takibi ve savunma stratejisi oluşturma konusunda profesyonel destek almak için Av. Olcay KOPARAN TÜRK bürosuyla iletişime geçebilir, randevu oluşturabilirsiniz.


Mesleki Bilgilendirme: Bu içerik, güncel mevzuat ve yargı pratiklerini analiz etmek amacıyla Eskişehir Barosuna kayıtlı Avukat Olcay KOPARAN TÜRK tarafından kaleme alınmıştır. Paylaşılan veriler, hukuki bir mütalaa veya doğrudan danışmanlık mahiyetinde olmayıp; konuyu genel çerçevesiyle kamuoyuna sunan bir akademik/profesyonel incelemedir.

Yasal Uyarı: İş bu internet sitesinde yer alan tüm yazılı metinler, Türkiye Barolar Birliği’nin mesleki dayanışma ve reklam yasağına ilişkin düzenlemelerine tam uyum gözetilerek, yalnızca bilgilendirme gayesiyle hazırlanmıştır. Her hukuki uyuşmazlığın kendine has dinamikleri olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına somut olay özelinde Eskişehir Tazminat Avukatı Olcay KOPARAN TÜRK veya yetkin bir meslektaşımızla doğrudan irtibat kurulması önemle tavsiye olunur.

Bu çalışma Eskişehir Barosuna kayıtlı Avukat Olcay KOPARAN TÜRK tarafından titizlikle kaleme alınmıştır.

Related Posts